Bilmiyorlar ki bazen mühendislikten daha ciddi bir şeydir müzik.
M : Klasik sorudur ve genelde röportajların giriş sorusu olur. Ama sizin gibi kendini çok ortaya koymayan sanatçılarla yapılan sohbetler için de, gerekli bir soru olur. Sizi tanıyalım…Müzik haricinde neler yaşandı şimdiye kadar ?… Aile, eğitim, hayattan beklentiler.…
G : Ögretmen bir anne ve ressam bir babanın tek çocuğu olarak büyüdüm. Bütün çocukluk yıllarım Beşiktaş`ta geçti. Her ne kadar o dönemki mahalle kültürü içinde büyümüş, otomobillere ve top oynamaya ilgi duymuş olsam da; duygusal mizaçlı bir çocuktum. Hayvanlarla bağı güçlü, bir apartman dairesinin bahçesinde çeşitli bitkiler ekip yetiştiren, dış dünyayla ilişkileri renkli bir çocuk…
M : Peki kronolojik olarak müzik yaşantınızdan bahsedelim. Sonra detaya gireriz…
G : İlkokulda beslenme sepetimin kopan mandallarına lastik bağlar yaylı bir enstrüman gibi şarkı söylerdim. Yine de ortaokul yıllarında notlarım iyi olmasına rağmen, müzik derslerini sevmeyen bir çocuktum!:)Aynı yıllarda annem Beşiktaş Musiki Cemiyeti’ne giderken biraz da mecburiyetten beni de yanına alırdı. İlk defa o cemiyetin konserinde sahne aldığımda on yaşındaydım.
Liseden hemen bir yıl sonra İstanbul Üniversitesi`ne bağlı Belediye Konservatuarı’nın Türk Müziği Bölümü’nü kazandım. İki yıl sonra ayrıldım ve MSÜ`de Sosyoloji okudum.
Büyük heveslerle girdiğim yarım kalan konservatuar eğitimi beklemediğim bir hayal kırıklığıydı. Sosyoloji öğrencisiyken hazırladığım birkaç demo şarkıyı tesadüfen Erol Köse duydu (Çalıştığım stüdyonun alt katında Erhan Güleryüz`le Ayna projesi için orada bulundukları sırada)… Ne olduğunu bile anlamadan apartopar albümle ilgili çalışmaya başlamıştım. 2000 yılında ‘Efsane’ ve 2002 yılında ‘Yağmur`a Yürüyorum’ albümleriyle profesyonel müzik hayatım başlamış oldu.
M : Müziğe "Efsane" ile hızlı bir giriş yaptınız. "Yağmura Yürüyorum"un ardından sanki bir nevi bir duraklama yaşandı. Derken son albüme kadar uzunca bir süre ortalarda yoktunuz. Neden… Nerelerdeydiniz… 2. ve 3. albüm arası neler yaptınız?
G : Eski müzik şirketimle ilgili sorunlar vardı. İkinci albümün ardından birçok konser ve sahne çalışmasından sonra yurtdışına gitmeye karar verdim. Aralıklarla üç yıl boyunca California`da kaldım. Biraz dil öğrenmek içi, biraz da bir tür uzaklaşma isteğiydi sanırım. Döndüğümde bir iki prodüksiyonla görüştüm. Geçen beş yıl içinde koşulların ne kadar değiştiğini bundan sonra anlamıştım. Ticari piyasa şarkıları gerekiyordu. Ben inandığım, keyif aldığım şeyleri yapmak istedim. Daha sonra bu şirketlerle görüşmeyi bırakıp 2006 yılının başında yeni albümümü kendim yapmaya karar verdim.
M : "Efsane" ve "Mevsimler" bir sanatçının sağlam bir çıkış yapması için okuyabileceği en güzel parçalar. Bu parçalar size iyi bir çıkış imkânı verirken, `Acaba bu parçaların gölgesinde kalabilir miyim, böyle güçlülerini yeniden yaratabilir miyim?` diye bir korkunuz oldu mu? Göktan, Göktan`ın hala daha bu parçaların gölgesinde kaldığına inanıyor mu?
G : Tabi ki kaygılarım olmuştur, bu çok doğal ama; bir yandan da beni iyi işler yapmaya iten bir kaygıydı. Sanatsal hiçbir şeyin güzelliği ölçülebilir veya kıyaslanabilir değildir. O yüzden daha iyileri mi kötüleri mi olur diye asla düşünmedim. Zaten insanların mukayese etme refleksinin önüne geçemezsiniz. Ve maalesef çoğu zaman `daha öncekiler` galip gelir bu karşılaştırmalardan. Aslında kazanan kaybeden olmaz.
Gölgesinde kalmak denilen `eskilerin bizde çağrıştırdıklarıyla` yeniye üstün gelmesidir. Çocukluğumdan beri dinlediğim bir müzik grubu asla o günlerde aldığım tadı vermiyor yeni şarkılarında. Çünkü dinleyen artık o çocuk değil !
M : Son albümden bahsedelim... Oluşumu, parçalar, ekip, tema...
G : Albümde çalışan nerdeyse herkes arkadaşım, o yüzden bu albüm iş gibi yürümedi. Arkadaşlarla çalışmanın hem avantaj hem dezavantajları var. Kaan Kurmuş, İlbay Beydilli, Tolga Sunter en çok emek verenler. Erhan Güleryüz`ün bir dizi için yıllar önce seslendirdiğim `Dolunay` şarkısı ve `Mevsimler`in yeni uyarlaması var. Güleryüz imzası taşıyan şarkılar azsa da, emek olarak yine eski albümler gibi aynı değerde onun desteğini gördüm.
Sevgili Aysel Gürel`i kaybetmeden birkaç hafta önce alıp bestelediğim bir şarkı ve 80`lere ait bir Selami Şahin imzası var. Diğer söz ve müzikler bana ait. Ve tabii sırayla ismini veremeyeceğim kadar çok insanın emekleri var.
M : Biz son albümü beğenmiştik ama, tanıtımda sorunlar yaşandığı ortada.... Bu albüm sizin için çok önemli idi.. Neden daha sıkı asılmadınız tanıtıma? Göktan herhangi bir konu hakkında bir yorum yapmaz mı? Bu kadar iyi bir müzisyen müzik adına bir şeyler söylemez mi? Neden uzaksınız ekranlardan ve kameralardan?
G : Peki bu defa yorum yapacağım:) Müziği hissetmekten uzak, şarkı söylemenin ne olduğunu bilmeyen bir jürinin önünde bana puan verilmesini ister misiniz?
Benim şarkılarımı sevenler, indirgenmiş eğlence anlayışına hizmet eden rayting kavgalı müzik yarışma programlarında beni görmek isterler mi? Ben istemem, onların da isteyeceğini sanmıyorum. Şarkılarımı söyleyip kendimi ifade edebileceğim nerdeyse bütün radyo ve televizyon programlarına katıldım. Albümü duyurdum daha fazlası, fazladan popülarite demek. Belki biraz daha tanıtım yapılabilirdi doğru. Müzik piyasası çok kalabalık. Herkes şarkı söylemek istiyor. İşin daha acıklı tarafı `söyletiyorlar` da... Bilmiyorlar ki bazen mühendislikten daha ciddi bir şeydir müzik. Hem yaparken, hem de bıraktığı etkiler açısından öyledir.
Prodüksiyonum Atlas Müzik`le sonbahar döneminde yeni bir promosyon dönemi çalışmaları yapacağız. Hem yeni bir videoklip, hem de onu izleyen süreçte televizyon programları.
M : Sosyoloji mezunusunuz.. Toplumu ve insanları tahlil etmede akademik eğitiminiz var. Bu yaratıcılığınızı nasıl etkiliyor?
G : Bazı şeylerin bilincinde olmak işinizi zorlaştırabilir. Müziğin herhangi bir yerinde üretirken ya da şarkı söylerken, bilinçle davranmayı doğru bulmuyorum. Ancak ortaya bir şeyler çıktıktan sonra, bilinç değil de bilgiden yararlanmak daha iyi sonuç verebilir. Hep olduğu gibi denge meselesi ama en çok duygudur, duyguyu dönüştürmektir. Benden size yansıyandır.
M : Size bir şans tanınsa ve müzikal kariyerinizin bir noktasından müzik hayatınıza yeniden başlama imkânı verilse hangi yıla gidersiniz? Neden?
G :
90`ların başları altın yıllardı, o dönemlerde albüm yapmış olmak isterdim doğrusu. İnsanlar verdiğinizi alıp kabul ediyordu. Daha özgür ve kaliteli işler yapmak için, uygun bir zaman olduğunu düşünüyorum.
M : Şarkılarınızda aşk var ama, aşkı ayrılıkla besliyorsunuz. O nedenle hep bir hüzün söz konusu. Bu müzikal manada edinmek istediğiniz bir kimlik mi, yoksa Göktan özel yaşantısında da aşkı böyle mi yaşar?
G : Aşkı karmaşıktır, yalındır. Zaman zaman komiktir, anlamlı ve anlamsızdır. Ne olursa olsun, çoğu zaman hüzünle ve acıyla kopan son buluştur hepimiz için. Ben diğer renklerini de dolu dolu yaşamaya çalışırım ama, şarkılara yansırken hepimizdeki olmazsa olmaz tarafı ortaya çıkar daha çok. Hüzünlü yanı çıkıyor, aşkın bütün renklerinin bizde bıraktığı bir tortu gibi. Bir aşkın binlerce yıldır sanata en çok malzeme olan yanı, bu yüzden ayrılıktır.
Yaşarken başkadır anlatırken başkadır aşk..
M : Göktan özel yaşantısında neler yapar? Kimleri dinler, kimleri okur, kimleri izler? Neden korkar, neden mutlu olur? Biraz farklı şeyler öğrenmek istiyoruz sizden… Hayatınıza dahil küçük detaylar…
G : Geniş bir müzik arşivim var. Funky, country, blues ve hiphop gibi türevler dışında beğendiğim her şeyi dinliyorum. 80`lere takıntılıyım.
Zuhal Olcay, Levent Yüksel yeni kuşaktan Emre Aydın sevdiğim isimlerden ilk aklıma gelenler. Yazarlardan Murathan Mungan, Atilla İlhan severim. Şu günlerde Fransız bir yazarın 9.90 adlı kitabını okuyorum müthiş bir keyifle. Sinemanın hayatımda büyük yeri var.
Yaşamla yeni köprüler kurmamı sağlayan büyülü bir perdedir sinema benim için. İki saatlik yoğun yeni hayat deneyimleri gibi hissettiriyor filmler bana. Haftada en az birkaç film seyreden biriyim. Adrien Brody`den, Nicolas Cage`e, Sophie Marceau`ya kadar sevdiğim çok fazla sinema oyuncusu var. Biz de `Aşkın Büyüsü` diye gösterilen ` Les Enfants Du siecle` hayatımda gördüğüm en etkileyici aşk filmiydi. Her defasında başka tatlar bularak birkaç kez izlediğim filmlerden biridir. Son zamanlarda izleyip en beğendiğim film `No country for old men` filmiydi. Kelebek ve Dalgıç`da unutamadığım sinema filmlerindendir.
Uzun yurtdışı seyahatleri beni mutlu ediyor. En son Kamboçya ve Tayland`da bir ay boyunca ikibinbeşyüz km. yol araba kullanıp müthiş bir tatil yapmıştım. Özellikle gittiğim ülkelerde büyük şehirlerin dışına çıkıp oranın gerçek kültürünü ve yaşayan insanlarını tanımayı seviyorum. Önümüzdeki yıllarda tek isteğim Güney Amerika`da uzun bir tatil yapabilmek.
Yalan söyleyenlerden korkarım.
M : Sizin sizi seven ve sürekli yeni işlere imzanızı atmanızı bekleyen bir fan kitleniz var. Peki Göktan kimin fanıydı?
G : 80`lerdeki en popüler gruplardan Duran Duran ve Modern Talking`e bayılırdım. 80`ler müzik açısından iz bırakan bir dönemdi Sevdiğim grupların kaset jelatinlerini açarken duyduğum heyecanı hala hatırlıyorum. Sonra Bon Jovi ve Robin Beck`le rock müziğini de sevmeye başladım. Yıllar geçtikçe beğeniler de, beklentiler de değişti müzikten.
M : Bundan sonrası size ait… Ne söylemek isterseniz sayfa, satırlar sizin… Buyurun.
G :
Müzik beni hep heyecanlandırdı. Müzik dışında hayatımda hiçbir şeyle bu kadar köklü duygularım olmadı. Gerçek hayatın üstünkörü, yavan taraflarını iyileştiren bir iksir gibiydi hayatımda.
Eski bir kokuyu anımsatan, sevdiğim kadının yüzündeki tebessümü özleten, başka hiçbir şekilde canlanması mümkün olmayan çağrışımları getirdi bana. Bu mutluluğu ben de kendi nefes verdiğim şarkılarla başkalarıyla paylaşıyorum.
Beklentisiz, takdirsiz… Kaygısı sadece samimiyet olan müzik dolu bir hayat istiyorum.
O hayatın bana sunduklarıyla size dokunmak.
Sevgiler